English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

++Sitene Ekle

3 Temmuz 2015 Cuma

Nerelerdesin Efsanevi Solak

Bu yazıyı yazmayı uzun zamandır planlıyordum aslında. Tenisin en efsanevi oyuncularından biri olan bu müthiş adamın düşüşü uzun zamandır ortada. Hala ufak da olsa bir umut vardı içimde ama artık görüyorum ki bazı şeylerin eski haline dönmesi Altair ve Vega’nın kavuşması kadar nadir yaşanıyor.
Yazımızın kahramanı maalesef Rafael Nadal. Son yıllarda Federer ile beraber belki de tenisin başına gelen en güzel şey olan bu koca yürekli İspanyol’un düşüşünü hayretle izliyorum. Bunun sebeplerini incelemek kolay. Zaten uzun yıllardır dile getirilen sebepleri hemen sıralayabiliriz: sakatlıklar ve oyunun aşırı fizik gücü gerektirmesi. Gün geçtikçe sakatlıklar artar ve fizik kalite düşer bunlardan uzun uzadıya bahsetmeye gerek yok.

Asıl bahsetmemiz gerekense bu düşüşün sonuçları. Tabi ki de hala mücadelenin içerisinde, hala savaşıyor ama şu anda olmuyor. Hala bir şeyler eksik. Belki de bizi en kötü etkileyen kısmı ise tenis dünyasının en mücadeleci oyuncusunu bu şekilde, fazla direnç gösteremez halde kaybederken görmek. Sanki korttayken Nadal kayboluyor ve “Yeşil Yol” filmindeki John Coffey geliyor kortun ortasına uzanıyor ve “Yoruldum patron” diyor.
Yorgun bir şekilde duruyor belki de karşımızda Nadal. Uzun zamandır oynadığı bu üst düzey tenis sonrasında ise yaralı. Ama ufak bir ekleme ise Joker’den geliyor: “Bu yaralar nasıl oldu, biliyor musun?”

Evet Nadal’da bu yaralar kazandığı 14 grand slam’den, 27 masters’tan, 1 olimpiyattan, uzun yıllar verdiği mücadeleden, geri çevirdiği maçlardan ve kortta attığı her adımdan sonra oldu. Nadal’ı sevelim ya da sevmeyelim kabul etmemiz gereken şeyler var. Nadal spor dünyasına mücadelenin, direnmenin ve karşı koymanın ne kadar önemli şeyler olduğunu kanıtladı. Maçları sadece fiziksel olarak değil zihinsel olarak da domine etti. Ve bunları en üst düzeyde yapabilen kişiydi. Tenise inanılmaz bir zevk kattı ve onun bu eski performansı olmadan teniste bir şeyler eksik. Tenis dünyası artık aynı tadı vermiyor bu muhteşem solak olmadan. Grand Slam’lerin ve masters’ların çeyrek finalden sonraki etapları giderek sıradanlaşıyor, normalleşiyor ve bir kaçı dışarısında monotonlaşıyor Rafael Nadal ve onun arkasında getirdiği rüzgar olmayınca.
Unutmamak lazım ki sonuçta Nadal’ın şu an tenisi bıraktığı yok. Belki önümüzdeki 4-5 yıl boyunca onu izlemeye devam edeceğiz. Eski Nadal’ın dönmesini dört gözle bekliyor ve beşinci günün şafağında hala doğuya bakıyor olacağız. Shakespeare’in unutulmaz eseri “Macbeth”te de dediği gibi “Ne olursa olsun zaman en kötü günü bile sona erdirir.”. Yazıyı ise “Gladyatör” filminde Russell Crowe’a yapılan tezahüratla bitirmeli:
“İspanyol! İspanyol! İspanyol!...”

Google’da bile “Gladyatör İspanyol” diye arama yaparsanız karşınıza çıkan ilk görseller yeterince açıkayıcı J
Yazar: Yusuf Cengiz