English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified

++Sitene Ekle

10 Nisan 2012 Salı

Gonzo'nun vedası





Küçük Fernando soluk soluğa evlerinin kapısından girdiğinde kararını vermişti. Kramponlarını sinirle çıkartıp dolabının altındaki karanlığa doğru fırlattı. Daha küçük yaşlarda belli olan sıra dışı kişiliği, belki de 11 kişinin bir arada oynamaya çalıştığı bir oyuna uygun değildi. Yetenekleri her şeye elveriyordu. Babasının sürekli ona tavsiye ettiği gibi tenise yoğunlaşması, onu bekleyen koca yaşam için çok daha isabetli bir karar olacaktı. Üç haftadır elini sürmediği, artık gribi aşınmış raketi yavaşça raftan indirdi.  Amatör bir tenisçi olan babasının ona geçen günlerde verdiği beyaz gribi çekmecesinden çıkardı ve itinayla raketinin sapına sardı. Tekrar koşarak evden çıktı ve alt mahalledeki halk kortlarının yolunu tuttu.

O günden sonra işler küçük Fernando'nun kontrolünden çıktı. Kısa bir süre sonra taşındıkları Santiago yakınlarındaki La Reina'da yarattığı etki onu ailesiyle birlikte Miami'ye Patricio Apey Akademisi'ne taşıdı. Sonrası her Şili vatandaşının koltuklarını kabartan, nesilden nesile anlatılacak bir başarı hikayesi...

Tabii ki Fernando Gonzalez'den bahsediyoruz. Bir süredir kalça ve diz sakatlıklarıyla boğuşan 31 yaşındaki Gonzo, geçtiğimiz haftalarda Miami Masters ilk turunda Nicolas Mahut'ya 3 sette yenildikten sonra profesyonel tenis yaşantısına nokta koydu. En uzun Grand Slam maçının taraflarından biri olan Nicolas Mahut böylece, sonucuyla değilse de şahitliği nedeniyle tenis tarihine geçen bir başka maçta daha başrol oynamış oldu. Pek çok tenisseverin güzel anılarla hatırlayacağı kahramanları Gonzalez'i uğurlayan bir filmin karakter oyuncusu olarak...

Tenis dünyasının en renkli kişiliklerinden biri olan Fernando Gonzalez kariyeri boyunca özellikle forehandini kullanma becerisiyle dikkat çekti. Öyle ki Hewitt, Agassi gibi büyük oyuncuların çalıştırıcılığı yapmış Darren Cahill, Gonzo'yu ilk kez 16 yaşında gördüğü Davis Kupası maçından şöyle bahsediyordu: "Onun harika bir oyuncu olacağını o gün anlamıştım. O yaşta forehandi ile bu kadar güç üretebilen başka birine daha rastlamamıştım." Bu forehand sayesinde bir çok lakap edindi. La Reina Bomber (La Reina Bombacısı), Stone Hand (Taş El), Speedy Gonzalez gibi... Ama en çok kabul göreni Gonzo oldu.

İlk ATP şampiyonluğunu 2000 yılında Orlando/Florida'da finalde çocukluk arkadaşı Nicolas Massu'yu yenerek kazandı. Kaderin bir cilvesi olarak bu ikili 2004 Atina Olimpiyatları'na damgasını vuracaktı. Gonzalez ve Massu, Atina'da Alman Kiefer-Schüttler ikilisini 5 sette geçerek altın madalyaya ulaşırken, Gonzo teklerde de bronz madalyanın sahibi oldu. Daha önce Şili'li bir diğer efsane Marcelo Rios'u zirveye taşıyan isim koç Larry Stefanki ile çalışmaya başlaması onun kariyerinde de bir kilometre taşıydı. Bir Grand Slam kazanmaya en yaklaştığı an 2007 Avustralya Açık finaliydi. Sırasıyla Evgeny Korolev, Juan Martin Del Potro, Lleyton Hewitt, James Blake ve dünya 2 numarası Rafael Nadal'ı deviren Gonzo, final yolunda Tommy Haas'ı da yenerek o zaman en formda zamanlarını geçiren Roger Federer karşısına çıktı. İlk sette 5-4 ve 40-15 öndeyken 2 set puanından yararlanamadı ve birbirine yakın geçen setlerle dünya 1 numarasına yenildi. Bu sonuçla kariyerinde dünya 5 numarasını görürken, her Grand Slam'de en az çeyrek final gören ilk Şilili oyuncu oldu.

2008 Pekin Olimpiyatları'nda seremonide ülkesinin bayrağını en önde o taşıyordu. Yine müthiş bir performans göstererek eksik olan Olimpiyat üçlemesini gerçekleştirdi. 2004'deki altın ve bronzdan sonra burada da gümüş madalyaya uzanarak tarihte bunu başaran 4. oyuncu ünvanını aldı.

Her Güney Amerikalı gibi onun da hayali Roland Garros şampiyonluğuydu. 2009'da yarı finalde Soderling karşısındaki performansı görülmeye değerdi. Soderling çeyrek finalde yıllardır yapılamayanı başarmış ve toprak kralı Nadal'ı turnuva dışına itmişti. Gonzo setlerde 2-0 geride olmasına rağmen müthiş bir dirençle durumu 2-2'ye getirdi. Final setinde de 4-1'i bularak kazanmaya çok yaklaştı ama bir anda mental bir çözülme yaşayarak maçı kaybetti. O maçta itiraz ettiği bir topun korttaki izini poposuyla silerek yine renkli kişiliğinden örnekler sundu.

Bir köpeği kurtarmak veya depremzedelere yardım için turnuvalardan çekilmeyi göze alacak kadar cesur, her maçta raket kıracak kadar hırçın, kendiyle dalga geçebilecek kadar özgüven sahibiydi Gonzo. Federer'e 10 kere yenildikten sonra 11. maçta kazanıp "Kimse beni 11 kere peş peşe yenemez" diyerek herkesi kahkaya boğmuştu.

İlk 20'de 6 yıl geçiren, 11 ATP şampiyonluğu bulunan Fernando Gonzalez, tek el backhandin son temsilcilerinden olsa da tenise damga vuran o öldürücü forehandiyle hep hatırlanacak. Şu söz de onun için söylenmiştir: "Tenisin fiziksel temas içermeyen bir spor olduğunu düşünenler, Gonzo'nun forehandine karşı oynamamış demektir"

Elveda Gonzo. Her zaman özleneceksin. Bu senin vedan... Ya da Twitter'daki kendi ifadesiyle: Game Over!

http://www.tenisdunyasi.net/yazar/ulas-bayram/gonzonun-vedasi-49